Cem Akandan

Efendim , ben 6 Ekim 1976 tarihinde Almanya’nın Duisburg diye bir şehrinde dünyaya merhaba demişim . Aslında çok  şanslı  olduğumu  söylemek isterim . Çünkü  aslan gibi bir babam ve ağabeyim ve şefkatli mi şefkatli , dünya tatlısı bir annem olmuş

İlk ve orta okulu  Almanya’da  Grundschule am Tolberg  ve  Mercator Gymnasium’da tamamladıktan sonra  ailece  Türkiyemize  kesin dönüş  kararı aldık  . İlk  etapta  tabii  Türkiyedeki yaşam biraz sıkıntılı gelsede birkaç ay sonra  Almanya’nın   “A”sını  bile   unutur  olmuştum  .

Tam  da  bu  günlerde  İstanbul’da  Kabataş Erkek Lisesine  girdim ve  liseyi  Kabataş Erkek Lisesinde tamamladım  . Öğretmen  olma  isteğim  işte  bu yıllarda ve bu manzarası leb-i derya  olan  inci tanesi , güzide okulda  depreşti  .

Kabataş Erkek Lisesindeki öğretmenlerim  tam  donanımlı  adeta  birer İstanbul hanımefendisi ve beyefendisiydiler  . Tam da SADRİ ALIŞIK’ın veya Göksel Arsoy’un o siyah  beyaz  filmlerinden kopup  gelmişler  gibi .

Babam  kendisindeki eğitim  ve  öğretim  anlayışını  beni  liseye kaydettirdiği gün  öğretmenlerime  açık  açık  beyan etmişti : “  Hocam  , eti  senin  kemiği  benim “ . Aslında  düşünüyorum  da  şimdi  iyi ki  böyle  söylemiş .

Çünkü  bana  göre bir çocuğun öğretmene duyduğu  saygı  biraz da anne ve babasının olaya  nasıl  baktığından  ibarettir  .

Babamın  bana  dehşet  veren  bu  beyanından sonra  : “ haydi , sıkıysa öğretmenine bir  saygısızlık yap da göreyim “  dedim  kendi kendime  . Günler , aylar , yıllar geçti  ve liseyi de  bitirdik . Tabii Almanca  iyi  olunca  ve  öğretmen  olma isteği de depreşince kendi kendime  dedim ki : “ Almanca öğretmenliği okumalyım “  .

Üniversite  sınavı  gelip çattığında  tercihim belliydi . Marmara Üniversitesi  Almanca Öğretmenliği  . Sebebi ise  çok basit . Çünkü en yüksek puanı burası istiyordu  .Yapı gereği hep en iyisini isteyip hep de en iyisini yapmaya çalıştığım için  ideal olan yer  burasıydı  .

Dedim ya en başta , ben  çok şanslı bir insanım diye  . Hayat bana bu kısmında da çok bonkör davrandı  ve 1994 yılında Marmara Üniversitesine adım attım .Ben mezun olduktan  sonra özel Üniversitelerin kapış kapış kapıştıkları çok değerli  öğretmenlerim bana bu kutsal  mesleği daha da çok sevdirdiler ve akademik anlamda  da dünyada belki de hiçbir paranın karşılayamayacağı bilgiler öğrettiler  .Mezun olmaya yakın tek düşüncem Üniversiteyi bitirip önce başka bir kutsal görev olan askerliğimi yapmak idi .

Ama dedim ya en başta , ben çok şanslı bir insanım . Hayatıma çok değer verdiğim başka bir insan katıldı  .Eşim .

Eşim o zamanlar  Kıbrıs’ta Üniversite eğitimini alıyordu  . 2.yılında Sömstr tatili için İstanbul’a  ailesinin yanına gelmişti .Kader bizi o çok iyi bildiğimiz fakat hiç ama hiç anlamlandıramadığımız KOZMİK biraz da KOMİK gücü ile biraraya getirdi ve böylece tanıştık .

Benim aklımda askerlik var ya , tek düşüncem mezun olduktan sonra Kıbrıs’ta 1 bilemedin 2 ay tatil yapıp akabinde de askere gitmek . Ama hayatın kendine has bir espiri anlayışı var .Kıbrıs’ta tatil yaparken eşim bana “ niçin burada öğretmenlik yapmıyorsun ? “ diye sordu  . Ben de : “ Öyle  bir imkanım  var mı ? “ diye cevapladım . “ Tabii ki var “ dedi eşim  . Ve böylece 99 yılında öğretmenlik hayatıma Doğu Akdeniz Üniversitesinde başlamış oldum  .Sonrasında Girne Amerikan Üniversitesi derken bir baktım yıl 2002 olmuş ve ben İLHAN MANSIZ’ın Dünya Kupasında Senegal’e attığı ALTIN GOL’ün taarif edilemez sevincini yaşarken 3 yıllık öğretmen olmuşum bile  .

Sonrasında artık yeter . Ben askere gideceğim dedim  . Eşimin okulda bitmek üzereydi zaten  . Böylece 2002 yılında PEYGAMBER Ocağına teslim oldum  .

Hiç bıkmadan söyleyeceğim , ama dedim ya , ben çok şanslı bir insanım . Askerlik görevimi de Subaylarımıza İngilizce öğreterek tamamladım  .Sonrasında ver elini İstanbul . 2004 yılında hayatımın en önemli günü gelip çattı ve EVLENDİM . Hayatta belki de verdiğim en iyi ve doğru karardı .

İstanbul’da özel bir kurumda Almanca öğretmenliği ve sonrasında Lufthansa Alman Hava Yollarında eğitmenlik yaptım  . Ama Kıbrıs denen bu güzel adayı da aklımdan hiç ama hiç çıkaramıyordum  . Keşke bir imkanımız olsa da tekrar geri dönebilsek diye eşimle içimizde fırtınalar kopuyordu ki derken 2008 yılının sıcak bir ağustos ayında cep telefonum çaldı  .

Numaraya baktığımda 0392 ile başlayan bir numara olduğunu gördüm ve şaşırdım  . Çünkü gelen arama Kıbrıs’tan geliyordu  .

Arayan kişi daha sonrada bölüm başkanım gibi değil adeta BABAM  olarak benimseyeceğim çok değerli Hocam rahmetli SÜLEYMAN KOZAL hocamdı . Çok insanda olmayan o karizmatik ve farklı tonlamasıyla “alo” dedi . Sonrasında geri kalanını tamamen Almanca olarak tamamlayacağımız belki de hayatım boyunca unutamayacağım o çok değerli telefon konuşmasını bitirdik ve ihtiyaç  hasıl olduğundan 2008 yılında Yakın Doğu Kolejine Almanca öğretmeni olarak görevime başlamış oldum  .

 

Yazımın en başında dedim ya hani  “ ben çok şanslı bir insanım “diye . Hayatımdaki şans işte bu anda en kıymetli armağanını bana bahşetmiş oldu . Çünkü ben Yakın Doğu gibi müthiş bir kurumda çalışma imkanı bulmuştum .

Babam bana derdi ki : “ Oğlum , üçe beşe asla bakma . Hangi işte mutluysan ve nerede mutluysan her zaman orda ol . Çünkü iş hayatın tüm hayatındır . Tüm hayatına nüfuz eder “ .

Şunu söyleyebilirim ki hayatım boyunca Yakın Doğu ve Kıbrıs’tan daha mutlu olduğum bir yer olmadı .

En önemlisi ise geçen sene 9 Eylül de hayatımızın anlamı , dünyada en sevdiğimiz ve hatta daha doğmadan bile en çok sevdiğimiz , ömür boyu hiçbir karşılık beklemeden ne olursa olsun her zaman seveceğimiz küçük kızımız EYLÜL KARLİN  de hayatımıza girdi  .

 

İşte bu yüzdendir ki  ben dünyanın en şanslı insanlarından biriyim  .

 

Bunların dışında benim için en önemli tutku müziktir . Özellikle Rock , HardRock , Heavy Metal ve Trash .

Megadeth , Iron Maiden , WASP , Def Leppard ; Metallica ve Guns n Roses favorilerim arasındadır .

İyi gitar çalar ve şarkı söylerim . Kayak yapmaktan da çok hoşlanırım  .

 

Sevgili  öğrencilerim ,

 Öğretmenler her fırsattan yararlanarak halka koşmalı, halk ile beraber olmalı ve halk, öğretmenin çocuğa yalnız alfabe okutan bir varlıktan ibaret olmayacağını anlamalıdır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Öğretmenler! Yeni nesli, cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcileri, sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Geleceğin güvencesi sağlam temellere dayalı bir eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz…

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Öğretmenlik ömür boyu sürecek bir öğrenciliktir.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Atatürk yabancı dil bilirdi: Bildiği diller Almanca ve Fransızca  idi. 1910 yılında Fransa’ya gitmiş, manevralara katılmış; 1917 yılında da Almanya’ya gidip, cephede incelemelerde bulunmuştur. Anıt Kabir müzesinde onun okuduğu yabancı kitapları ve önemli bulduğu için altını çizdiği yerleri görebilirsiniz .

“Yabancı Dil ve edebiyat bilimleri, temelde kültürler arası iletişimi sağlamakla yükümlüdür. Bir yabancı dile ve onun edebiyatına bilimsel yaklaşım, kazanılan metod bilgisi ve bilim kavramlarıyla ana dile yönelmeyi sağlıyorsa, asıl işlevini gerçekleştirmiş demektir.”

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 

SİZLERE BİR ŞEYLER YAZMAK İSTEDİM .

DÜNYANIN EN BÜYÜK LİDERİ  HERŞEYİ SÖYLEMİŞ ZATEN .

BEN NE SÖYLEYEBİLİRİM Kİ DAHA  ?

 

CEM AKANDAN 

© Copyright 2018 | Near East Technology