Feriha Sergen

Merhaba, benim ismim Feriha SERGEN. 18 Mayıs 1989’da Lefkoşa’da muhteşem bir ailenin içerisine doğdum.Herzaman kendi yaşıtlarımdan farklı bir çocuktum. Örneğin, herkesin 1 anne ve 1 babası varken benim annem kadar hükmeden teyzelerim ve babam kadar beni eğiten, destekleyen bir dayım, bir amcam vede eniştelerim var. Kocaman bir ailemiz ve hepbirlikte iç içe yaşadığımız bir aile apartmanımız vardı. Benim doğduğum yıllarda teknoloji bu kadar gelişmiş değildi veya gelişmişse de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde pek yaygın değildi. Elektrik kesintisi en büyük mutluluğumuzdu mesela çocukken. Elektrik kesilmesi demek tüm herkesin yaptığı işleri bir yana bırakıp birarada oturması demekti. Özellikle kış aylarında elektrik kesildiğinde Gökay eniştemiz bizleri bir araya toplar, yine eskilerde kalmış olan kocaman gaz yağlı sobayı yakar ve bizleri etrafına oturtup hikayeler anlatırdı.Tabi sobanın üzerindeki portakal kabukları ve onun verdiği o muhteşem koku da cabası. İlkokul eğitimimi Şehit Ertuğrul İlkokulunda tamamladıktan sonra, devletin organize ettiği kolej sınavına girdim. Herzaman örnek bir öğrenci olmama ve derslerimin çok iyi olmasına rağmen, girdiğim kolej sınavında başarısız olmuş, barajı geçememiştim. O zamanlar öğretmenim, aynı zamanda en yakın arkadaşımın babası sevgili Hüseyin Üstün bana bunun dünyanın sonu olmadığını söylemişsede, sınav sonucumu öğrendiğim o gün bana pek inandırıcı gelmemişti. Sonra kuzenleriminde eğitim gördükleri ‘Yakın Doğu Koleji’ giriş sınavına katıldım.Tam burslu bir şekilde girdiğim ‘Yakın Doğu Koleji’ tıpkı okul marşındaki gibi bana ‘bilgi ve ekin ocağı’ olmuştu. Ondan sonra anladımki hala çok değer verdiğim Hüseyin Üstün çok da haklıydı. ‘Kolej Sınavı’ndaki başarısızlığım aslında başarısızlık değil büyük bir şanstı.

Ortaokul ve kısmi lise eğitimimi gördüğüm ‘Yakın Doğu Koleji’ benim ikinci bir evim olmuştu.Öğretmenlerimizle olan iletişimimiz, onların canla başla bizleri sınavlarımıza ve hayata hazırlayışları benim bugün Feriha Sergen olmamda çok büyük etkendir.

Ortaokul benim için hem hayatımda yeni bir sayfa, hemde yapmam gereken büyük bir seçimdi şimdiki öğrencilerinde olduğu gibi. Daha hayatımla ilgili ne yapacağım, ne okuyacağım ve nerede okuyacağıma dair hiçbir fikrim olmamasına rağmen  üniversite eğitimimi almak istediğim ülkeyi seçmem gerekiyor, ortaokul-lise eğitimlerime ise o seçime göre devam etmem gerekiyordu. Hiç düşünmeden GCE bölümünü seçmiş ve eğitimime İngiltere doğrultusunda yön vermiştim.Önümde örnek aldığım, hala bugün atacağım her adımda danıştığım bir ablam vardı tabiki Dizem Ertaç.

Seçimim doğrultusunda 5 yıl öğretim gördüğüm ‘Yakın Doğu Koleji’ bana birçok şey öğretti öğretmişti elbette, derslerde başarılı olmayı ama aynı zamanda herşeyin ders olmadığını, paylaşmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu, idealist olmayı ve şuan aklıma gelmeyen bir sürü şeyi. Fakat en önemlilerinden bir tanesi; yine çok değer verdiğim Kimya öğretmenim çok sevgili Ömer Özkan’ın bana öğrettiği ‘Hedef’ meselesi vardı.Ömer Hoca bize ‘hedefimizin olması gerektiğini, hedef olmazsa başarının olmayacağını’ öğretmişti. O zamanlarda pek anlamamıştım ne demek istediğini fakat yıllar sonra çok doğru olduğunu yaşayarak öğrendim. Ne zamanki kendime bir hedef belirledim, o zaman yaptığım işte kendimi tatmin ederek başarıya ulaştım. Başarı kavramı herkes için değişkenlik göstersede benim için başarının ölçütü kendini tatmin etmek..

Lise ikiyi bitirdiğim 2004 yılında hayatımda bazı şeyler değişmişti.Tabiki insan hayatı herzaman güllük gülistanlık değil.Zaten olmasını da bekleyemeyiz çünkü bu sefer sahip olduklarımızın değerini bilemeyiz.2004 yılında baba yarım olan, tek amcam Mete’yi kaybetmiştim bu benim için inanılmaz üzücüydü ve kısa bir dönem de olsa hayata küsmeme sebep olmuştu.Hiç unutmam tam da GCE O-level’larımı aldığım döneme denk gelmişti.Sonra birden babam bana bir teklifte bulundu, büyük bir şans ve güzel bir tecrübe olacağını düşündüğü için lise eğitimimin son yılını İngiltere’de yatılı okumamı teklif etmişti, tıpkı zamanında kendisinin yaptığı gibi. Bende kabul ettim ve 2005 yılında Oxford bölgesinde çok şirin bir kız okuluna ‘Rye St Antony School’a  yatılı okumak için kaydımı yaptırdım.

Hayatımın 3. Evresi olarak adlandırdığım İngiltere maceram tam tamına 9 yıl sürdü.

Lise eğitiminin devamını 6th form adı altında 2 yıl ‘Rye St Antony School’da yaptım. İlk başlarda benim için çok zor olmuştu çünkü hem ailemden, özellikle annemden, hem de ülkemden ilkkez bu denli ayrı kalmıştım. Tabi başka faktörlerde vardı; gittiğim okulun bir ‘Catholic’ okulu olması ve her pazar zorunlu bir şekilde kiliseye gitmem bunlardan en belirginiydi. Fakat İngiltere’de konuşulan lisan olan İngilizce hiçbirzaman beni zorlayan bir faktör olmamıştır ‘Yakın Doğu Koleji’ sayesinde. Zaman geçtikçe hem yeni okuluma hemde yeni arkadaşlarıma alışmış, onlara herşekilde uyum sağlamayı başarmıştım.Yine benim için çok değerli olan ‘Yakın Doğu Koleji’nin olmazsa olmaz Alpay Hocası bu yolculuğumda bana çok destek olmuştur.Kendisi Yakın Doğu Koleji’ndeki kaydımı zorlanırda geri dönmek istersem diye sildirmemiş, bana her zaman açık bir kapı bırakmış ve en iyi şekilde destek olmuştur.Olmazsa olmazım annem, kardeşim ve babam başta olmak üzere bu yolda bir çok destekçim vardı, onların desteği olmasaydı bugün olduğum yerde olamazdım.

Sıra üniversite seçimlerine geldiğinde, Ucas’tan başvurduğum 6 üniversteye de mülakatlar için gitmiştim ve ilk tercihimi İmperial College London, ikinci tercihimi ise Leeds University olarak yapmıştım. Sınav sonuçları İmperial College’e girmem için yeterli olmamış fakat Leeds Üniversitesi için gayet yeterliydi.Babacığımın sözünü dinleyip Leeds Üniverstesine de gitmedim gerekçesi Leeds’in Londradan uzak oluşuydu; acil bir durum olduğunda/olur ise Londra’dan müdahale edebileceğini fakat Leeds’in çok uzak olduğunu söylemişti.

Yine Kolej Sınavı’nda olduğu gibi bir anlık üzülmüştüm fakat aynı zamanda yaşadıklarım birçok şey öğretmişti, bunlardan biri de insan hangi üniversiteye giderse gitsin eğer kendisinin içinde istek varsa çok başarılı olabileceği idi.Üniversite sıralaması tabikide önemli ama başarı için engel değildi.

Ucas Clearing’den başvurduğum ‘Kingston Universitesi’ ve Kingston bölgesi 2007’den 2013’e kadar yaşadığım yer, bölge itibari büyük şans olan ve evim olarak adlandırdığım minik bir şehirdir. Kingston bölgesi Londra kadar kalabalık olmayan, tam bir öğrenci şehridir. Üniverste hayatım oldukça hızlı geçmiş ve geçerken tadını damağımda bırakmıştır.Kendi ayaklarım üzerinde durmayı, paranın değerini, farklı kültürlerin güzelliklerini ve çok güzel arkadaşlıklar edinmemi sağlamıştır.Birçok Kıbrıslı gençten farklı olarak Üniversite hayatım boyunca çalışmış olmanın gururunu taşıyorum. Kingston Üniversinde, Bentalls alışveriş merkezinde çeşitli mağazalarda(Coast, Shoon, Zara gibi) ve gönüllü olarak çeşitli etkinliklerde.

Yatılı okul ve üniversite dönemlerinde kısacası İngiltere’de edindiğim çok güzel arkadaşlarım, şuan hala hepsi ile iletişim halinde olduğum ve yıllar sonra kendi ülkelerinde düğünlerine katılmak için ziyaret ettiğim Hong Kong, Taiwan, İran gibi ülkelerden arkadaşlıklarım var.

‘Tilkinin dönüp dolaşıp gelecegi yer kürkçü dükkanıdır’ deyimi benim gibi eğitimini alıp ülkesine geri dönenler için tanıdık gelecektir. Ben de ülkesine geri dönenler kervanına katıldım ve şimdilerde adaya tekrardan adapte olmaya çalışırken, bana bildiklerimi öğreten okulda, öğretmenlerimle ayni mesleği paylaşıyor, öğrendiklerimi kendi öğrencilerime oğretmeye çalışıyorum ve bundan büyük bir gurur duyuyorum. Bana bildiklerimi öğreten ve yeni nesillere öğretme imkanı sunan en başta Alpay Ertaç olmak üzere, çok sevdiğim aynı zamanda bölüm başkanım olan Sait Baki, Ömer Özkan, Mete Hanoğlu, Huseyin Şensoy ve tüm ‘Yakin Doğu Koleji’ ailesine teşekkürü bir borç bilirim.

© Copyright 2018 | Near East Technology